• Akademik

    Sesli Okuma

    Özellikle ilkokul çağındaki çocukların okuduğunu anlama becerisinin ve fonolojik farkındalığın gelişimi için zaman zaman sesli okuma yapmaları gerekir. Bu gelişimi sağlayan en temel şey okuma esnasında çocuğun kendi sesini duyması yani “sesli okuma” yapmasıdır. 

    Kendi sesini duyan çocuk: 

    1. Okurken yaptığı hataları daha kolay fark eder.
    2. Okuma hızı ve akıcılığı ile ilgili öz denetim sağlayabilir.
    3. Okumada hızlanır.
    4. Kelime dağarcığını zenginleştirir.
    5. “Vurgu ve tonlamaya dikkat ederek okuma”konusunda kendisini geliştirebilir.
    6. Okuduğu metni aynı zamanda duyduğu için anlama becerisini olumlu yönde destekler.
    7. Dil (telaffuz) becerisinin gelişimini destekler. 

    İlkokul 1. ve 2. sınıfta çocukların birçoğu “okuduğunu anlama” becerisinin gelişiminde ve etkin bir okuma gerçekleştirebilme konusunda zorlanırlar. Bunun en büyük nedeni, okuma-yazma öğrenimi sırasında, okumanın ilk aşamada “mekanik” bir şekilde gerçekleşmesidir. Bkz. Mekanik Okuma

    Çocuk, çoğunlukla sembolleri seslendirir ve “anlama çabası” yalnızca akıcı bir şekilde okuyabilecek aşmaya geldiğinde gerçekten başlar. O nedenle 2. ve hatta 3. sınıf velilerimin bir kısmından şu sözleri duyarım. 

    -Hocam, okuyor ama anlamıyor. Özellikle matematik problemlerini çözerken anlamakta zorlanıyor. Anlasa çözecek…

    Derslerin en temeli “Türkçe”dir.

    Eğer birey okuduğunu anlamıyorsa becerilerini somut bir şekilde göstermekte zorlanır.

    Çocuklarımızın okuduğu metinleri anlamaları için ebeveynlere önerdiklerimizden birisi de çocukların “sesli okuma” yapmalarıdır. Okudukları metin üzerine sohbet etmeleri ve fikir alışverişinde bulunmalarıdır. Böylece okuma-anlama becerisi ile ilgili çocuk, büyük bir yol katetmiş olur. 

    Derya AMAÇ

  • Akademik

    Covid Sürecinde 2. Sınıfa Geçmek…

    Covid salgını sürecinde maalesef dünya genelinde birçok öğrencinin eğitimi sekteye uğradı ve bu öğrencilerden bazıları, tam da okuma-yazma öğrenmeleri gereken dönemde, en temel eğitimlerini evden devam ettirmek durumunda kaldılar.

    Fakat öğretmenleri ve akranları ile belli bir disiplin içerisinde, yüz yüze ve temas halinde gerçekleşebilecek eğitim ile evdeki arasında ister istemez farklar oluştu.

    Velilerimizin çalışma hayatı ve çocukların kısıtlanan sosyal hayatı işi daha da zorlaştırdı.

    Bu süreçte sizlere nacizhana “Evde neler yapabiliriz?” ya da okullar açıldıktan sonra öğretmenler ciddi bir planlama ve eğitim sürecine girdiğinde “Çocuğumun eğitimine evden nasıl destek verebilirim?” in cevaplarına biraz bakalım.

    • Mutlaka bir planlama şart. Evde gün içerisinde çocuğumuzun yapması gerekenleri kendisiyle birlikte planlamalı ve uyması konusunda destek olmalıyız.
    • Planda ders başında bir defada geçirilen süre en fazla 35 dk olmalı.
    • Planlamada çocuğumuzu mutlu etecek etkinlik- oyunlara da yer vermeliyiz.
    • Fiziksel aktiviteler çocuklar için beslenme ve uyku kadar önemlidir. Yaşadığımız bölgede parklar kalabalık ise ev ortamında egzersiz, dans, çocuk yogası gibi aktivitelere yer verilebilir.
    • Günde 3-4 cümle dikte çalışması yapılabilir.
    • Bir sayfa da olsa mutlaka kitap okunup, üzerinde konuşulabilir. Okuduğunu anlama becerisi için bu çok önemlidir.
    • Anahtar sözcükler belirlenip, kısa hikayeler yazılabilir. 
    • Birbiri ile ilişkisiz kelimeler içeren tombala kutusu hazırlanıp, çekilen kelimeler ile cümle kurma oyunları oynanabilir.
    • Bunların yanında ailece kutu oyunları oynanabilir.
    • Film akşamları düzenlenip patlamış mısır eşliğinde, ailece çocuk filmleri izlenebilir.

    “Etkili bir planlama ilkokul seviyesindeki bir çocuğa nasıl yapılmalıdır?” o da bir sonraki yazımda.

    Sevgiyle Kalın

    Derya AMAÇ

  • Akademik

    Mekanik Okuma


    Çocuklarımız okuma-yazma öğrenimi sırasında önce sesleri tanır. Sesleri bir araya getirerek heceler oluştururlar ve ardından heceleri birleştirerek okumaya geçerler.

    İşte bu esnadaki okuma “mekanik okuma”dır.

    Zihin sesleri birleştirme ve doğru ifade etmeyle bir hayli meşguldür. Bunun doğal bir sonucu olarak da “okuduğunu anlama” becerisini devreye sokmak için biraz daha zamana ihtiyacımız vardır.

    Hiçbirimiz takılarak ilerleyen bir müziğin sözlerini doğru düzgün anlayamayız ya da melodisinde bir akış olmayacağından dinlemek rahatsızlık verici olabilir.

    Dolayısıyla okuma hızı arttığında, noktalama işaretlerinin doğru kullanımı ve vurgu-tonlama devreye girdiğinde; etkili bir okuma gerçekleştirilebilir.

    Fakat biz yine de en başından, her okumada okunan kelime ya da sayfa sayısı yerine “anlamlı okuma”ya odaklanalım.

    Okunan bir sayfa üzerine konuşup, keyif almaya çalışalım. Böylelikle “okuduğunu anlama” becerisinin ediminde daha hızlı bir dönüş alabiliriz.

    Sevgiyle Kalın

    Derya AMAÇ

  • Akademik

    Kitap Okutamıyorum

    Aslında biraz üzerine düşünecek olursak cümle, başından itibaren ne kadar zorlayıcı ve yanlış hissettiriyor.
    Velilerimden ve yakın çevremden en çok duyduğum sorunlardan birisi de kitap oku”t”ma mevzusudur.
    Bu noktada anne ve babanın iş hayatında oluşu, çocukla akşamdan akşama belli sürelerde kısıtlı görüşülen vakitleri, hafta sonlarına ayrılan kursları ve ailece geçirlen vaktin (duygusal ve sosyal paylaşım dilimi kastedilmiştir) kısıtlılığı, üstüne bir de ödevler + bireye indirgenememiş eğitim sistemi göz önüne alınırsa “Bu şartlarda çok zor, boşverin kitabı da okumasın.” deyip işin içinden çıkabilirim.
    Ama üzgünüm çıkmayacağım 🙂
    Bebelerimiz daha yaşına girmeden ciddi anlamda taklit ederek öğrenmeye başlarlar.
    Sesleri, davranışları, hareket etmeyi, anlamayı, anlatmayı vb.
    Bu noktada neredeyse doğumdan itibaren kitap yaşamının her alanında olmalı diye düşünüyorum. Günün belli saatlerinde kitap okumak “amaç” değil “araç” olarak kullanılmalı.
    Öğrenmek, öğretmek, çocuğumuzu anlamak ya da kendini doğru anlatmasını sağlamak için…Yavrumuzu yetiştirirken birçok konuda çocuk kitaplardan destek alabiliriz.
    “Biz okuma-yazma öğrenene kadar bunu yaptık.
    Şimdi öğretmeni kitap okusun diyor ama okutamıyorum!”
    Her sorunda olduğu gibi bunun da nedeni tek değil:

    1. Her şeyden önce çocuğumuzun gün içerisindeki stres düzeyini, enerjisini, motivasyonunu gözlemledikten sonra ondan beklenti içine girmeliyiz. Siz, işten demoralize olmuş ya da çok fazla yorgun bir şekilde döndüğünüzde koşa koşa kitap mı okumak istersiniz? Bu noktada zorlama, çoğunlukla ters teper.
    2. Çocuğumuz okuma-yazma öğrendi, evet. Fakat hala heceleme düzeyinde ve henüz akışkan bir şekilde okuyamıyor. Peki siz sürekli takılan bir filmi izlemekten keyif alır mısınız ? Ya da ağır çekimde ilerleyen sahneleri. Cevap sizde…
    3. Bir diğer neden ise: Anlamlandırma !!! Maalesef okuma-yazma öğretiminde okuma hızı ve otomatikleşme zihinsel anlamda biraz daha ön planda tutulur ve anlamlandırma geri planda kalabilir. Okuduğunu anlama konusunda hangi düzeyde olunduğu da yine en önemli konulardan birisi.
    4. Peki siz ne sıklıkta kitap okudunuz ya da çocuğunuza bu anlamda doğru model olabildiniz mi?
    5. Okul sonrası ve hafta sonu yapılanlar ne kadar planlı ? Çocuklar sizden planlı ve net olmanızı bekler. İyi ya da kötü her durumda belirsizlik, çocuklar üzerindeki en büyük baskılardan birisidir. Saat okumayı henüz bilmeyen 1. Sınıf öğrencime olay sıralaması ve süresi hakkında anlaşılır düzeyde bilgi vererek bir planlama yapabilirsiniz. 
    6. Hiçbir şekilde mi okumadı. Günde bir sayfa bile olsa: Kitaba başlayıp, okunan metin ile ilgili konuşulup, bu ortamı eğlenceli hale getirip günden güne sayfa sayısını “birlikte konuşarak” arttırabilirsiniz. Her şekilde yeter ki kitapla haşır neşir olup, onu ihtiyaç haline dönüştürebilelim. 
      Derya AMAÇ